20 Mayıs 2016 Cuma

ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ 2015 - 2016


2008 yaz aylarında büyük Beşiktaşlı sevgili babamı kaybettikten hemen sonra başlayan 2008 - 2009 sezonunu, her zaman olduğundan daha özenli kaydettim video kasete. O devirde neden video kaset diye sorarsanız, onun da mantıklı bir açıklaması var elbet. Bir önceki sezonu dijital teknolojiye güvenip DVD-R üzerine kaydetmeye kalktığımda sezonun yarısında bozulan lanet disk yüzünden tam on maç kaybettim. Sonra döndük eski usul yöntemlere. Yaşasın analog teknoloji ! Her neyse efendim yeni sezon başladı ve ben tek bir maç bile kaçırmadan hepsinin üçer dakikalık gol özetlerini biriktirdim. Sonra bilgisayar başına oturup güzel de bir kapak tasarladım ona. Bu sezon şık bir kapak tasarımını hak ediyordu zira kara kartal hem Türkiye kupasını hem de Süper lig kupasını müzesindeki yüz yıllık kadim koleksiyonuna dahil etmişti. 2008 - 2009 sezonu maç özetleri koleksiyonuma daha öncekilerden daha hassas özen göstermemin derindeki asıl sebebi, bir gün babamın geri gelmesi söz konusu olursa, kaçırdığı maçları onunla paylaşabilme fırsatı yaratabilmekti. Bunun gerçek olamayacağını ben de biliyorum siz de biliyorsunuz şüphesiz ama bu düşünceyi içinde yaşatmanın sıcaklığını hissetmek her şeye değiyor. Üzerinde Beşiktaş logosu işlenmiş mezar taşına uzun uzun bakıp başından ayrılacağım her ziyaretimde, tuhaf bir şekilde benimle geleceği ve akşam maç izleyeceğimiz hissine kapılıyorum. Çok tuhaf biliyorum ama bunu gerçekten hissediyorum. 


Aradan tam yedi yıl geçmiş. Koskoca yedi yıl. Rakama dökülmediğinde cidden fark edilmiyor. Her gün birbirinin aynısı gibi geliyor. Zamanın nasıl da hızlı aktığını söyleriz hep. Oysa zaman o dile getirdiğimiz cümlede olduğundan yani düşündüğümüzden daha da hızlı akıyor. Hüzünlerin yanında mutluluklar da getirdiği için zamana karşı çok vefasız olmak istemem doğrusu. İşte yine aydınlık bir gün. Beşiktaş tekrar şampiyon. Alnının akıyla, bileğinin hakkıyla şampiyon. O sezon bu sezon dedik ve 2015 - 2016 bizim sezonumuz oldu. Beşiktaş, yönetim değişikliğinden sonra çok hızlı bir yapılanmaya gitti. Bunlardan en önemlisi kara kartalın kadim mabedi İnönü Stadyumunun yıkılarak yerine yenisinin yapılmasıydı. Bir stadyum olacaktı elbet ama reklamlarda da söylendiği gibi böylesini hiç birimiz beklemiyorduk. Tamamının üzeri kapalı tribünler ve iki skorboard, hayallerimizin ötesinde lüks detaylardı. Bunu anlayabilmek için seksenli yıllar ve öncesini yaşamış olmak gerekir. Gece aydınlatmalarının bile olmadığı, sahanın çamur olduğu, yağmur ve kar yağdığında korunmanın imkansız olduğu açık tribünlere sahip eski stadyumda maç izlenilen dönemleri görenler için Vodafone Arena uzay üssü gibi bir şey. Hatta uzayda bile böyle bir üs olduğunu sanmıyorum. Beşiktaş sezonun tamamını bu stadyumun inşaat halinde olması sebebiyle başka sahalarda oynadı. Vodafone Arena'nın sezon sonunda oynanacak son üç maça yetişmesi, şampiyonluğu getiren önemli unsurlardan birisidir. Takımımızdaki yabancı futbolcular bile kara kartal seyircisinin oyun üzerindeki baskınlığını röportajlarda dile getirmiştir. Bu takım şampiyon olduysa, gerek dışarıda oynanan maçlarda ama özellikle son üç ev sahibi çıkılan maçta seyircilerin etkisi büyük. Bu etkiyi seksen bin kişilik sahadan uzak tribünleriyle çağ dışı olimpiyat stadında gerçekleştirmek mümkün değil. Tezahüratlar tribünden sahaya ulaşana kadar beş saniye filan geçiyordur herhalde orada. Oysa kendi evinde öyle mi? Seyirci sahanın içinde adeta. 


Son üç sezon ve şüphesiz bu sezonda dikkatimi çeken en önemli detaylardan birisi de Beşiktaş'ın tekrar kolej takımı kimliğine bürünmüş olması. Oyuncuların kendilerini profesyonel oyuncu olmaktan çok Beşiktaşlı oyuncu olarak görmeleri. Bu ortamı sağlamak günümüz endüstriyel futbolunda ne kadar zor olsa da Beşiktaş bunu tekrar başarabilmiştir. Seksenli yıllara geri dönüş desek tam da yerinde olur sanırım. Türk oyuncular bir yana yabancı futbolcularımız bile takımla bütünleştiler. Quaresma gibi klas ve dünya markası bir futbolcunun kendisini Beşiktaş ile bütünleştirmesi rüya gibi bir olay. Adam gol attıktan sonra göğsündeki armayı öpüyor. Bu ne sevgi, bu ne aşktır? Helal olsun sana Q7. Peki üç üçlük skorla biten Akhisar Belediyespor maçı içerisinde Serdar'ın saha kenarında ağlamasına ne demeli? Sen şampiyon olsan da olmasan da paranı alıyorsun değil mi? Demek ki para her şey değil. Helal olsun sana Serdar ! Helal olsun bu kolej takımı ruhunu geri getiren yönetime ! 

Bu takım seneye Avrupa Şampiyonlar Ligine eleme maçı oynamadan doğrudan katılacak ve direk gruplara kalacak. Kim bilir ne takımlar çıkacak kara kartalımın karşısına. İnanın hiç korkum yok. Elbet Şampiyonlar Ligi için yapılması gereken stratejik hamleler var. Nokta atış transferlere ihtiyaç var. Bunlar da olduğu zaman kenetlenmiş ve kanı siyah beyaz akan futbolculardan oluşan bir Beşiktaş neden başarılı olmasın devler liginde? Başta da belirttiğim gibi, işte yine aydınlık bir gün. Beşiktaş tekrar şampiyon. Alnının akıyla, bileğinin hakkıyla şampiyon. O sezon bu sezon dedik ve 2015 - 2016 bizim sezonumuz oldu. Emeği geçen herkese selam olsun !


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder